Doktor
Dergisi 32. sayı yazım
FARKINDA OLMAYA DAİR KURULMUŞ CÜMLELER . . .
Farkında olmak.
Ama koordinatların değil
; hangi bütünü tamamladığımızın farkında olmak.
Bir
ailenin, bir hastanenin, bir arkadaş grubunun ve belki de gerçekleşmeyek bir
hayalin…
Farkında
olmaya başladığımda henüz ilkokul çağlarındaydım. Bir akşam Türkçe kitabımı
kaplarken kapağına baktım. Türkçe Kitabi 2. sınıflar için yazıyordu ve o an ilk
kez farkına vardım.Ben ne zaman ikinci sınıf oldum;
daha dün bahçelerde, ağaçlarda gezen ne olduğunu ve ne olacağını bilmeyen bir çocuktum.
Ben bendim ve ne istediğime karar vermeliydim.O akşam
Şehitishak İlkokulu 2. sınıfına ait olduğunun farkına varan kız yıllar içinde
pekçok farklı bütünün tamamlayıcı oldu. Her bütün diğer bir bütünle biraraya geldi.Çaylar nehir; nehirler deniz oldu.Evren ona ve o hep evrene aktı durdu. Bir sabah uyandı
bu evrenin bir parçası oldu. Onsuz bu evrenin var olmayacağını, aynı
olmayacağını çözdü.
Farkında olmak sadece bütüne ait olmaya
dair değil; kimi zaman da o bütünün olası yer değiştireni olduğumuza dair
olanıdır. “Bütün” öylece aynada kendisini seyrederken bir göz kırpma süresinde
olan olur; Pakize gider ve yerini Şebnem doldurur. Bütün çalan zille irkilir ve
ardına bakıp tekrar aynaya baktığında artık Şebnem’in yerinde olan Ali’dir. “Bütün”
hep kendisini seyretmeye devam eder tüm gururu ve ihtişamı ile.O
hep vardır; var olacaktır.
Ben
vardım ama farkına varmam vakit aldı sanırım. Asıl farkında olmam gereken : olası değişken olduğumdu belki de. Herhangibir an
herhangibirinin yerimi alabileceği olasılığı…
Gün boyunca iş stresi içinde nefes almaya
çalıştığımız anlarda büyük bir isyan yükselir yüreklerimizden. Benim burada ne
işim var, neden bütün iş yükü benim üzerimde; neden sürekli ben fedakarlık
ediyorum!.İşte o anlar kendimizi evrenin merkezi
olarak gördüğümüz ve bütünün aynada kendini seyrederken üzerinde şahsımızı
farkettiği saliselik anlardandır. O an kendimizi vazgeçilmez sandığımız
anlardan birisidir. O an aslında kendimizi şiddetle sarsıp bütünden ayrılmaya
çalıştığımız salisedir. Kendimize küçük boy bir aynası yaptırıp kendimizi
seyretmeye yelteniriz.Ama hemen solumuzda “bütün” tüm ihtişamı ile egomuzu yerle bir eder.
Farkına vardıktan sonra bütüne katılmaya çalışırız tekrar. Ama koptuğumuz yeri
bulmak çoğu zaman imkansızdır. Her defasında farklı
bir yerden katılarak bütüne aslında daha bir bütünleşiriz. Her kopuş yeni bir
keşfediştir. Görebilenler olduğunu biliyorum aranızda. Onlar en şanslı
olanlarımız ve en bilge olanlarımız belki de.
Mesleğimizin stresi sadece günümüzü değil
gecelerimizi de çalar bizlerden ve kendimizi başka yerlerde bulmaya yeniden
keşfetmeye ve hatta ifade etmeye çabalar dururuz. Bu sonsuz sürecin değişmez
olan parçası bu çabalarımızdır. Tüm bunlar büyük bir kargaşanın ortasında
sessizlik içinde olur ve biter. Başarı ve başarısızlık
göreceli. Ruhumuz aradığını bulsa bile başka hedefleri seçer durur. Hiç
bitmeyecek savaşın yorgun savaşçıları bizler fasit bir dairenin ortasında
olduğumuzu göremeden yerimizi başkaları alır. Gündüz güneş, gece ay kılıçları
kalkanları ışıldatır. Durup görebilseydik bunları bence hayat daha bir kolay ve
yaşanası olurdu. İsyanın o yıkıcı,parçalayıcı etkisi
daha bir hafiflerdi yüreklerimizde.
Kendimi ait kurulu dünyam tüm maddesel ve
ruhsal parçacıkları ile bu evrene ait aslında. Gözümün görebildiği şeyleri
ulaşılır sanmıyorum asla. Görebilsem de ulaşamayacaklarım var; farkındayım. Ama
göremesem de rüyalarımda ve hayallerimde gördüklerimin de ulaşılabilir
olduklarının farkındayım. Herşey bir isteme mesafesinde durmuş yeşil ışığın
yanmasını bekliyor. O yeşil ışık yandığında biliyorum :
atacaklar kendilerini yokuş aşağı ve bana doğru süzülecekler. Ve ben
kılımı bile kıpırdatmayacağım.Yeşil ışığın yanmasını
sağlayabilecek ben değilim.O benden ötede,benden ileri. Ama o ışığın yanabilme
ihtimali bile beni motive ediyor. Ve bunun
“bütün” içerisinde kalma güdümü tatmin ettiğini farkedebiliyorum. Bavulum
hep hazır, biletim çantamda…Farkındayım her an yer
değiştirebilirim.Ama bütünden kopmadan yatay ya da dikeyde. İsyanım yok. İsyanın
kopuş anlamına geldiğini biliyorum çünkü. İsyan kimi zaman gerekli; her kopuş
ve yeniden katılışın en net ifadesi “olgunlaşma süreci”.Sanıyorum ben bunu
istemiyorum. Bilge olmak değil umrumda olan; klasik kalmak. Doğru olan nedir
işte bu herkese göre değişir. Ama ben böyle mutluyum; farkındayım.
Sizlerinde durup düşünmeniz gerek nereye
ait olduğunuzu. Hayat boyu yüzlerce binlerce kararlar vermeniz gerekecek. Ruhunuzu
bıraktığınız o büyük nehrin neresinde olduğunuzu farketmeniz gerekecek. Sonra
küçük yaramaz bir balık gibi fırlayacaksınız sudan dışarı ve sonra kerelerce
tekrar suya dalacaksınız. Ait olduğunuz yeri daha bir sindirmiş,daha
bir özümsemiş olarak. Şu an durduğunuz nokta en mutlu olduğunuz nokta
olmalı. Herşeye, herkese ve tüm geçmişe
rağmen. O nokta, yani bütünü tamamladığınız yer.
Farkında olmak. Ama ne istediğinin, nereye ait olduğunun
ve nerede mutlu olduğunun. Farkında olmak : hangi
düzlemde ne kadar mesafe katedeceğinin…Farkında olmadan ulaşılabilecek hedef
yok, uzunluğu kayda geçmiş mesafe yok. Farkında olmadan imkansıza
ulaşmaya yeltenmek için gerekecek olan cesaret yok. Farkında olmadan imkansız diye birşeyin olmadığını anlamanın verdiği haz yok.
O zaman olmalı demek ki. Farkında olmalı kendinin,farkında
olmalı evrenin, farkında olmalı ne istediğinin.
Bu kadar farkındalık yetti diyorsunuzdur;
ben zaten farkındayım. İyi ne güzel işte ben de sizin varlığınızın artık
farkındayım.
Op.Dr.Pakize DEMİRKALEM
Genel Cerrahi Uzmanı
ATLAS HASTANESİ
www.demirkalem.com