Hekimlik
sanattır.
Hımm
yine büyük laf
ettim..
Şimdi
odanızdan çıkıp etrafınıza sorun.Her on hekimden
ististanız onu doğrulayacaktır sizi .
Bizim
tuvalimiz insan vücudu , bizim şiir defterimiz
poliklinik kayıt defterleri. Bizim günlüğümüz
konsultasyon formlarımız
.Bizim çektiğimiz sinema
filmi son yaptığımız mide ameliyatı...
Haa şimdi benim bahsedeceğim sanat dalı alt kategoride
yer alan ve belki de işin öğretmenlik
yönünü kapsayan “çömez yetiştirme
sanatı”.Doğal olarak kendi branşım olan cerrahiden örnekler vererek çömez yetiştirme sanatından
bahsedeceğim sizlere.
Peki
nedir çömez.Çömez hiçbişey bilmeyen , belki isteyerek
belki de istemeyerek mesleğe talip olmuş ;genç,olabildiğince heyecanlı beyaz önlüklü yaşayan canlı bir türüdür.Servise
girer önce hemşirelerle
karşılaşır selam verir , asistan
odasına girer kıdemlilerine kendini
tanıtır. Daha abi –abla ben falanca
üniversitenin filanca fakültesi mezunuyum derken bile içinden aman
yarabbi ben neredeyim ne yapıyorum ay keşke iki hafta sonra başlasaydım şimdi bunlar bana nöbet
giydirirler diyen çiçeği burnunda zatı muhtereme verilen addır.Hepiniz gülümseyin
şimdi dostlar biz de o yollardan
geçtik işte şimdi buradayız.Ne kadar da dirayetliymişiz vesselam.O her dolabı
,her rafı bir araba iş dolu asistan
odasına girme cesaretini göstermişse çömez ,olay
tamamdır.Er meydanına çıkabilmek de ayrı bir cesaret.
Ben
o odaya ilk girdiğim günü tıpkı sizler
gibi gayet net hatırlıyorum.Sabah erkenden kalkıp sanki düğüne gider gibi
süslenmiştim.İlk imaj nasıl gözardı edilebilir.Ama dikkat edin son imajınız olamayabiliyor .Yıllar geçti
şimdi o hoşgeldin diyen
kıdemli sürüsünde yer alıyorum.Peki neler atlattım ben.Bunu
söylemek benim için çok kolay çünkü ben asistanlık hayatıma
başladığım günden beri günlük
tutan ve sonra da onları önünde bir
tabak çekirdek bir Tommiks bir Zagor
okur gibi okuyup eğlenen zevkine düşkün
biriyim.
Çömezlik
dönemi her branşta zor geçer öyle
vakalar çıkar ki önünüze bönbön bakar yav ben şimdi bu hastayı hangi
hocaya danışsam diye plan kurarsınız.Ammaaa hocadan evvel atlatmanız gereken
bir kıdemli engeli
vardır.İşte benim anlatacaklarım bu
noktada başlıyor.Bu olay kimimiz için
bir engel kimimiz için hayat kurtarıcı bir atlama noktası.İlk
lokal girişimim ile yüzyüze geldiğimde elimde
beceriksizce tuttuğum bir klemp
ile ki ben o gün onu penset sanıyordum
(!) kendimi bir sebase kistin keskin
kokusunun ortasında
buldum.Sebase kiste kistti
hani şöyle en büyüklerinden.Servise geldiğinde büyük bir
heyecanla cerrahi seti hazırladım ama büyük bir sorunum vardı bunu bana birinin
yaptırması gerekiyordu.Islak bir kedi gibi dolandım odada ama kime sorsam öteki
yaptırsın işim var diyordu.Sonra 2 senelik kıdemlim Afşarın önünde bir sürü işi olduğu halde bana
gülümsediğini farketim.Eldivenleri hazırladın mı diye sordu,işte adrenalin
buydu.Büyük bir sabırla beni cesaretlendiren telkinlerle ve olası
komplikasyonları birer birer atlamadan paylaştı.O gün o kisti tam bir saatte
ama özenle ama hiç patlatmadan nazikçe çıkardık.Yapabilirsin diyordu hiç acele etme , en güzeli seninki
olsun.Oldu da.Hastayı öneriler ile gönderdim,ilk vaka kolalarımı ısmarladım ve
setleri yıkamaya koyuldum.Musluktan sular
aktıkça benim düşüncelerim de derinleşiyordu.İşte o an hekimlik
sanatının alt branşı olan “çömez yetiştirme sanatı”nın farkına vardım.Afşar
olmasa idi ,onun sabrı onun özeni olmasa idi acaba şimdi nasıl bir cerrah olurdum.Hayati olan
nokta burada : yani eğitmeninizin kim
olduğu.Bir sebase kisti 10 dakikada da çıkarabilirdim,ertesi
gün pansumanı açtığımda koca bir hematomla
karşılaşabilirdim.Ve moralim daha ilk günden yerlere iner belki
meslekten de dönebilirdim.
Usta-çırak
ilişkisidir cerrahideki çömez-kıdemli ilişkisi.Umarım geç
farkına varanlardan değilsinizdir.İşinizi öğrenmede gösterdiğiniz
fedakarlığı biraz da çömezlerinizi
yetiştirmeye
ayırmalısınız.Aslında sanatınızın saygınlığını devam ettirmek için bir
gereklilik bu .Yıllar sonra başarılı bir
cerrahın yeni bir başarısı ile karşılaştığınızda “ilk lokalini ben yaptırmıştım
şimdi bunları duymak ne güzel” diyebiliyorsanız
eğer ne mutlu size.Siz sanatınızı hakkıyla yapanlardansınız demek ki.
Hoca sıfatını almak için illa ki
bir üniversite hastanesinde akademik
kariyer gerekmediğini
farkettiğinizde aynı büyük başarı sizin hayatınızı da süslemiş olacaktır.Bu başarıyı yakalamak benim de en büyük dileğim.
Mesleği öğrenirken elbetteki büyük fedakarlıklar gösteriyoruz,uykusuz,yorgun
ve bir evvelki gün nöbetten çıkmış bitap halde akşam vizitini
beklerken bir de bakıyorsunuz ki sizin
ufaklık almış eline
bir dosya ardında ağrıdan yüzü
bembeyaz olmuş bir hasta size doğru geliyor.Şimdi şu iki
tablodan birine ait
olabilirsiniz.Gel bakalım Ahmet sorun nedir ? ya da Yav Ahmet
şimdi işim var ya da ben çok
yorgunum sen git Perihan ablana sor.Umarım doğru
tabloda yer alanlardansınızdır. Bizim
nadide mesleğimizde pekçok fedakarlık
türü var.Bunlardan birisi de sıfırı
tükettiğiniz anda bile doğru olanı seçebilmek ve yapabilmek.İnsan hayatı ile
uğraşan mesleklerde bu husus ciddiyetle uygulanmalı.Bilgiyi paylaşabilmek için evvela bilmek şart.Düşünün
ki vakadasınız ve tam en terlediğiniz anda sizin ufaklık “abi şimdi bu kası
besleyen damar ne?” diye bombayı patlatıyor.
Beyninizden vurulmuşa
dönersiniz hele de bilmiyorsanız.Çömez olan
sensin git oku diyerek de atlatmak mümkün bu saldırıyı ama acaba ne kadar
doğru.Ya peki okumamış olsa da ilgi gösterip soran ufaklığın cesaretini kırmak ne derece doğru.Hiç soru
sormadan saatlerce ekartör çeken bir çömezi şahsen
tercih etmem ben.
Gün
24 saat ama güneş doğuşundan batışına
dek olan gün kelimesini tarif ettim ben.Oysa biz
hekimlerin gün tarifi 48 ya da
kimi zaman 72 saatten oluşabiliyor.Ve bu
zaman dilimini hem kendi eğitimimiz hem
de bizim ufaklıkların eğitimi için en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.Kendi eğitimimizde gösterdiğimiz
heyecan ve ihtimamın birazını da onlara ayırmak inanın akademik kariyer sahibi olmasak da mesleki başarılarımıza
bir yenisini ekliyor.3. senemizde artık
çok sıradan kabul ettiğimiz ufak
bir pansuman tekniğini paylaştığımız çömezimiz gün gelip sadece bu ufak bilgi ile bir
hastanın hayatını kurtarabiliyor.
Kabul
edelim ki bizler hekim olarak aslında
birkaç mesleği aynı anda yürütmekteyiz.Bunlardan bir
tanesi de öğretmenlik mesleğidir.Başımızdan geçen kötü örnekleri değil
de iyi olanlarını seçerek kimi zaman kendimizden de iyi hekimler yetiştirdiğimizi görmek hem motivasyonumuzu hem de meslek aşkımızı arttıracaktır.Eğitim işini sadece hocalarımıza
bırakmak büyük kayıptır.O ince zevki biraz olsun yaşamak meslek
hayatımızda pekçok ufak sorunun giderilmesini de sağlayacaktır.İnsan
hayatına gösterdiğimiz saygı ve sevgiyi bizim ufaklıkların yetişmeleri
adına da harcayalım.
İlk
zamanlarda henüz tüm heyecanı üzerinde
olan güleryüzlü bir çömezi en lezzetli pastanın çıkacağı bir hamur gibi özenle ama emek vererek yoğuralım.En hoş kokulu
baharatları katalım ; şekerini
,kıvamını iyi ayarlayayım. Herkes kıdemlilerine
abi-abla diye hitap etse de gönülden ve güven duyularak söylenen bir ” Pakize
bana yardımcı olabilir misin “cümlesinin tadına
varalım.Hitaplar ve cümleler geçicidir ; kalıcı olan
gönülerde taşınan beyinlere kazınanlardır. Belki de hekimlik sanatının -bir nevi sevda masalının -en
heyecanlı kısmı da budur.Kıdem
,hatta meslek hayatındaki yılımız kaç olursa olsun öğrenmek daimidir.
Haa aklıma
gelmişken” Afşar bir hasta danışacağım
bana yardımcı olur musun ?!!”
Dr.Pakize
DEMIRKALEM
Marmara
Üniversitesi Hastanesi
Genel
Cerrahi ABD
...