DOKTOR DERGİSİ 26. sayı yazısı

           

BİR ACI KAHVE DE SİZE PİŞİREYİM İSTEDİM BUGÜN

 

Bir  kitap  yazmalı  herkes  hayatının  cümlelerinden  oluşan ve enginlerde  kaybolduğu büyük  denizinin  rotalarından arınmış .Bir  yaşam  öyküsü ama olabildiğince  uzun , patikalarında  kaybolmadığımız ya da belki de her kayboluşun sonunda bilinmeyenlere kavuştuğumuz . Derin sohbetlere  konu  olmalı yaşam , musluğu açar açmaz dolmalı gönül kovası . Dolup da taşmalı dost sohbetlerinde . Kimi zaman sevda olmalı içinde , kimi  zaman kayboluş  öyküleri . Ve  sayfalara  dökemediğimiz  notaların örülü olduğu melodilerle  bezenmeli . Kırmızı  ışıkta  geçmeli bazen hayat caddesinde , erişilmeye  çalışılan  her ne olursa  olsun .Yeni başlangıçlar yapılmalı , sabah kahvesi yanında . Ve kimi  zaman  en  sevdiğimizi  çekmeli  yolun ortasına  trafiğin  en  yoğun olduğu  bir  saatte korkmadan .                       Aile sohbetlerinden  bahsedeceğim bugün ama  böylesi  süslü  ve uzun girişler  biliyorum ki kiminize sayfayı  çevirtecek .Benim istediğim de bu aslında ; asıl okuyucu bu engeli aşınca ulaşacak kaybettiklerine .Eğer ulaşmak isterse...Çevirmek istemiyorsa  sayfayı zaten bunu ne ben, ne de daha önceki paragraf engelleyebilir  biliyorum ki . İşte kırmızı ışık da yandı başlayalım yarenliğimize.

            Bir gönül sohbetindeydim dün ; tam 13 yıldır  kaçıyordum geçmişimden ama upuzun kollar yakalayıp çekiverdi beni geriye . Ne anlama geldiğini anlamak için belki de bir yudum tatmalıydım  bu acı kahveden . Uzun yıllar önce terkettim memleketimi acı hayat tecrübeleri sonunda .Kaçmak her zaman en kolay yol olmuştur bilinesi . Belki de tercihlerim hep bu yüzden kaçmaya dair. Aile  büyükleri unutmak istenileni sevmiyor ; yaşatmaya  çalışıyorlar ya hep  geçmişi , onları da anlamak lazım avuçlarımızda  kalan başka ne var ki . Bir iftar akşamı rastladım onlara sevgiyle hazırlanmış bir masa başında . Ben o kadar  alışmıştım ki tüm sevgimi hastalarıma  dağıtmaya onlara ne kaldı diye açıp bakmak aklıma  geldi yüreğime . Ve baktığımda  hala kuyunun dolu olduğunu gördüm şaşırarak . Uzun yıllar evvel  kaybettiğim  anneciğime  ait hatıralar gördüm o masada .Beklediğim neydi onu da bilmiyorum ya aslında . Pek önemi de yok o vakitten sonra . Yemekler yendi  acı  kahveler kondu önümüze, sigaramı da yakamıyordum ya varsın olsun “sigara ile saygı olmaz” lafına hep gülsem de galiba işlemiş ruhuma . Orta Asya’dan taa Kazan’dan başlayarak  Şam’a , oradan Tarsus’a uzanan  uzun aile öykümü dinledim hayatımda ilk kez. Fotograflar gördüm  yüzlerce nereden geldiğime dair . Büyük  dedelerim nerelerde at koşturmuş kımız içmiş .Oysa ben lise yıllarında  okuduğum tarih kitaplarına bakarak yüzyıllar öncesinde sanıyordum hep Bu kadar mı yakın bir zamanda gelmiştim ben .Özümün topraklarında  uçan kartalları gördüm .Ve  ruhumdaki bu kaynağı  belli olmayan  sınırsız gücün nedenine ulaştım .Piyano çalan  9 dil bilen bir büyük büyükannem varmış benim ,tek başına kalmış çocukları ile gencecik yaşında. 4 başarılı evlat kazandırmış bu ülkenin 4 ayrı iline İdil’den başlayan uzun yolculuğunun sonunda .Neden bilmiyordum bunları ben 30 yaşıma dek . Ben 3.dili zar zor öğrenirken benden yüz yıl önce büyüklerim neler başarmış.Tek suçlu bendim. Kendini  çözebilmek için geçmişi çözmüş olmak gerekiyor galiba . Geçmişi çözebilmek içinse  herşeyi  baştan beri hatırlayan büyüklere ihtiyaç var . Belki genetik karmaşam  çekik gözlerimi almış benden ama bu kadar da yakın tarihlerde kaybettiğimi bilmiyordum . Ailedeki mavi gözlerin nedenine de ulaştım acı kahvemin son yudumunda .

            Bir aile ağacı yapmalı herkes . Biz yaptık o gece, saklayacağız artık . 10 yıldır görmediğim kuzenimi gördüm orada ilk kez elinde  gitarı  saatlerce çaldı söyledi .Hep sorardım yahu bu Yaşar’ı benden başka seven dinleyen yok mu ? O çalıyordu ; o söylüyordu işte .Zevk de genetik olsa gerek . Tek başıma olmadığımı anladım o gece .Tek başıma kalmaya çalıştıkça ben, aslında asla kalamayacağımı...Gücümüzü doruklarda  yaşamak ve yeni başlangıçlar yapmak için tarihin sayfalarını karıştırmak gerek . Sınırlarımızı tayin ederken eski sınırlarımızı da aşmamız gerek . Kaçmak çare değil geçmişten .1991 yılından beri kaçıyordum ben ,İstanbul’a gelişim de bundandır benim. Yeni bir hayat kurmak ve herşeye kendi bildiğim ve istediğim gibi başlamak için. Ama kaçmaya  çalıştıkça gücümün bir parçası da geride kalıyormuş meğer.

            Bir kartal varmış birbuçuk metrelik kanatlarını açarak uçsuz bucaksız bozkırlara dalmış bir sabah . Ve ben oymuşum ; neredeymişim ; ne zamanmış ; ben mi yapmışım . Hiç farketmeden neler yapmışım . Uyandığımı bile farketmeden ne kadar yol katetmişim .Sevgi ile hazırlanmış bir sofrada mı anlayacak mışım bunu .Ve sanata olan bu merakımın  anneme ait olduğunu düşünürken daha kimler kimlerden kalmış bana genlerimde .Özünü bulabilmek için ailesine tutunmalı insan .Köklerine bakmalı bir sabah . Suya kavuşmak için ne kadar uzun bir yol katetmiş bu kökler onu görmeli. Geçmiş  fotoğraflarda kalmamalı . Soru sormakla başlıyor herşey . Ben kimim , nereden geldim ,neleri aştım. Ben 30 yaşımda öğrendim; darısı bilmeyenlerin başına . Ve yine soru sormakla başlıyor herşey . Hala kafanızda bir ışık yanmadı ise ne çare . Ben 30 yıldır o ışığın yanmasını beklemişim meğer.        

            Bundan sonra aile sohbetleri bende . Unuttuğum  gerçeğimi  yaşamaya  karar verdim. O acı kahveyi içmek değil pişirmek artık derdim . Bu kadar kitabı boşuna okumuşum; önce kendi kitabını okumalıymış insanoğlu. Ve o geceden sonra hazırladığım aile ağacımızı 4 kardeşime de postaladım ; bir acı kahve de onlara hazırladım . Kulaklarım çınlıyor şimdi , bir 40 yıl sonra yine bu konuda buluşuruz belki ...

 

                                                                                  Dr.Pakize DEMIRKALEM

                                                                             Marmara Üniversitesi Genel Cerrahi                                                                                            www.demirkalem.com                                                                                                   ...